YARGITAY 1. CEZA DAİRESİ KARARI 2022/7748 E. , 2023/338 K.
1. Ceza Dairesi 2022/7748 E. , 2023/338 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ:Ceza Dairesi
SUÇ : Kasten öldürme
HÜKÜM : İstinaf başvurusularının esastan reddi kararı
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Bakırköy 15. Ağır Ceza Mahkemesinin, 23.11.2021 tarihli ve 2021/122 Esas, 2021/533 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 81 inci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 63 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 25 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve mahsuba karar verilmiştir.
2. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 01.04.2022 tarihli ve 2022/246 Esas, 2022/439 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafinin ve katılan ... vekilinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Katılanlar Vekilinin Temyiz Sebepleri
1. Sanığın eylemini tasarlama suretiyle, canavarca hisle ve beden ve ruh bakımından kendini savunamayacak kişiye karşı işlediği dikkate alınmadan suç vasfının belirlenmesinde yanılgıya düşüldüğüne,
2. Sanık hakkında kurulan hükümde takdiri indirim uygulanmak suretiyle eksik ceza tayinine,
İlişkindir.
B. Sanık ve Müdafinin Temyiz Sebepleri
1. Sanık hakkında eksik inceleme ile hüküm kurulduğuna,
2. Sanık hakkında ceza ehliyetinin tespitine ilişkin adlî tıp raporunun yetersiz olduğuna
3. Sanık hakkında meşru savunma ve haksız tahrik hükmünün uygulanması gerektiğine,
İlişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
1.Sanığın, maktulün öz dayısı olduğu, katılan ...'nin maktulün öz annesi olduğu, tarafların aynı konutta birlikte ikamet ettikleri, olay günü öğleden sonra çilingir marifetiyle olayın meydana geldiği eve girildiği, oda içerisindeki kanepe üzerinde maktulün sırt üstü olacak şekilde hareketsiz yattığı, baş kısımında yoğun kan ve darp izlerinin mevcut olduğu ve nefes almadığının görüldüğü, sanığın ilk savunmasında, maktul ile daha önce bir kaç kez alkollü gelmesi nedeniyle aralarında tartışma olduğunu
ve maktulün kendisine ''sen kim oluyorsun, senin ananı avradını s..." diyerek küfür ettiğini, kendisini darp ettiğini ve odasına gittiğini, odasında da küfür etmeye devam ettiğini, kendisinin bir ara bayıldığını, kendisine geldiğinde maktulün yüzü gözünün kan içerisinde olduğunu, bu arada ne olup bittiğini, maktulün nasıl öldüğünü hatırlamadığını, ancak evde ikisinden başka kimsenin olmadığını, ölmüşse kendisinin öldürdüğününe ilişkin anlatımının olduğu belirlenmiştir.
Haksız tahrik yönünden; sanık soruşturma aşamasındaki ilk ifadesinde, maktulün öğleyin yanına geldiğini, daha önce bir kaç kez alkollü gelmesi nedeniyle aralarında tartışma olduğunu, bu konuda konuşmaya başladıklarını, maktulün ''sen kim oluyorsun, senin ananı avradını s...'' diyerek küfür ettiğini, kendisini darp ettiğini ve odasına gittiğini, odasında da küfür etmeye devam ettiğini, olayın devamını hatırlamadığını beyan ettiği, sanığın kovuşturma aşamasında ise, olay günü maktulün balkona üstü çıplak bir vaziyette çıkmasından dolayı tartıştıklarını, kardeşi olan katılan ...'nin eve taşınmadan önce kızı İrem'in, babası ve maktul tarafından tacize uğradığını kendisine söylediğini, kendisinin de olay günü bunu maktule sorduğunda maktulün de küfürler ederek üzerine yürüdüğünü, devamında kendinden geçerek eline geçen bir şeyle maktule saldırdığını savunduğu değerlendirilmiş, sanığın, maktulün tanık İrem'e yönelik taciz eylemi olduğuna ilişkin savunması katılan ... ve tanık İrem tarafından doğrulanmadığı ve özellikle katılanın, eşinin ve maktulün, kızı İrem'e yönelik herhangi bir taciz eyleminden bahsetmediği, bu durumda, her ne kadar sanık soruşturmadaki ilk ifadesinde, olay günü maktulün küfürler ederek üzerine yürüdüğünü ve kendisinin de kendinden geçerek eline geçen bir şeyle maktule saldırdığını beyan etmiş ise de kovuşturma aşamasındaki savunmasında olayın başlangıcına yönelik ilk aşamadaki savunmaları ile esaslı şekilde çelişkili ve farklı anlatımlarda bulunduğu ve sanığın doktor raporlarında darp ve cebire bağlı yaralanmasının olmadığı dikkate alınarak, sanığın, haksız tahrik kapsamında kalabilecek savunmalarının cezanın azaltılmasına yönelik olduğu tespiti ile sanık hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanmadığı belirlenmiştir.
Takdiri indirim yönünden; cezanın sanığın geleceği üzerindeki olası etkisi dikkate alınıp sanık lehine takdiri hafifletici sebep kabul edilerek takdiri indirim hükümlerinin uygulandığı belirlenmiştir.
2. Sanık, üzerine atılı suçlamayı ikrar etmiştir.
3. Katılanlar ..., ... ve Tanık .....'nin anlatımları mevcuttur.
4. Sanığın eylemi neticesinde maktulde meydana gelen yaralanmalara ilişkin olarak adlî Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesi tarafından tanzim olunan 22.01.2021 tarihli;
"Maktulün ölümünün künt kafa travmasına bağlı kafatası ve yüz kemik kırıkları ile birlikte beyin kanaması ve beyin doku hasarı sonucu meydana gelmiş olduğunun tespit edildiği, her iki kaş ortasında, sağ göz altında, burun sırtında, üst dudak sağ kenarda en büyüğü 2.5 cmlik, en küçüğü 0.5 cmlik olmak üzere dokuz adet yaralanma (laserasyon) tespitinin olduğu, yine maktulün kanında alkolün veya herhangi bir uyuşturucu veya uyarıcı maddenin bulunmadığı."
Görüşlerini içeren otopsi raporu dava dosyasında bulunmaktadır.
5. Sanık hakkında tanzim olunan olay tarihli adlî muayene raporundan, sanıkta darp ve cebir izinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
6. Sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 32 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları kapsamında Adlî Tıp Kurumu Gözlem İhtisas Dairesi tarafından tanzim olunan 22.09.2021 tarihli ve Adlî Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulu tarafından tanzim olunan 22.10.2021 tarihli raporlarına göre, sanığın cezai sorumluluğunun tam olduğu tespit edilmiştir.
7. Sanığın güncel adlî sicil kaydı, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden temin olunarak dava dosyasına eklenmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmıştır.
IV. GEREKÇE
A. Katılan Vekilinin Temyiz Sebepleri Yönünden
1. Suç Vasfına İlişkin Temyiz Sebebi Yönünden
a) Suç Vasfı
i) Tasarlama
1. Kasten öldürme suçu 5237 sayılı Kanun'un 81 inci maddesinin birinci fıkrasında; “Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır." şeklinde düzenlenmiş,
"Nitelikli hâller" başlıklı 82 nci maddesinde;
"(1) Kasten öldürme suçunun;
a) Tasarlayarak,
...
İşlenmesi hâlinde, kişi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır."
Şeklindeki düzenleme ile tasarlayarak öldürme, kasten öldürme suçunun nitelikli hâlleri arasında sayılmıştır.
2. Gerek madde metninde, gerekse gerekçesinde tasarlama kavramının tanımına yer verilmemiş, bu konunun açıklığa kavuşturulması, öğreti ve yargısal kararlara bırakılmıştır. Öğretide tasarlamayı açıklama bakımından "soğukkanlılık" ve "planlama teorisi" olarak iki görüş ileri sürülmüştür. Soğukkanlılık teorisine göre, tasarlayarak öldüren şahısta bir soğukkanlılık gözlenmektedir. Bu kişinin başkasını öldürürken hiç heyecan duymamış olması, ondaki ruhsal kötülüğü göstermektedir. Ayrıca fail, öldürme kararını önceden almış olmasına, araya zaman girmiş olmasına karşın, soğukkanlılığını korumuş ve bu karardan vazgeçmemiştir. Planlama teorisine göre ise tasarlama ile işlenen öldürme suçlarında, suç, önceden kararlaştırılmış, hazırlanmış ve planlanmıştır. Bu hazırlık, pusu kurmak, mağduru ya da maktulü bulmak, hile ile öldüreceği yere getirmek şeklinde olabilecektir. Burada fail, önceden aldığı suç işleme kararını gerçekleştirmek için suçta kullanacağı araçları seçip, temin etmekte ve bu suçu nasıl işleyeceği konusunda plan yapmaktadır.
3. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (765 sayılı Kanun) yürürlükte olduğu dönemde, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 09.07.2002 tarihli ve 2002/138 Esas, 2002/301 Karar sayılı kararı ile 03.12.2002 tarihli ve 2002/247 Esas, 2002/414 sayılı kararlarında; "Failin bir kimseye karşı bir suçu işlemeye sebatla ve koşulsuz olarak karar vermesi, suçu işlemeden önce soğukkanlı bir şekilde düşündükten sonra ulaştığı ruhsal sükûnete rağmen kararından vazgeçmeyip ısrarla ve bu akış içerisinde fiilini icraya başlaması hâlinde tasarlamadan söz edilebilir. Tasarlama hâlinde fail, anında karar verip fiili işlememekte, suç işleme kararı ile fiilin icrası arasında bir süre geçmektedir. Fail bu süre içinde suçu işleyip işlememe konusunda düşünmekte, ancak tasarladığı suçu işlemekten vazgeçmemektedir. Failin suçu işlemekten vazgeçmesi fakat bir başka nedenle ve ani bir kararla fiili işlemesinde tasarlamadan söz edilemez. Suç işleme kararının ne zaman alındığı ve eylemin ne zaman işlendiği mevcut kanıtlarla saptanmalı, suç kararıyla eylem arasında geçen zaman dilimi içerisinde ruhi sükûnete ulaşılıp ulaşılamayacağı araştırılmalıdır." sonucuna ulaşılmıştır.
4. Yerleşik yargısal kararlarda kabul edildiği ve tereddütsüz bir şekilde uygulandığı üzere, tasarlamadan söz edilebilmesi için failin, bir kimsenin vücut bütünlüğü veya yaşam hakkına karşı eylemde bulunmaya sebatla ve koşulsuz olarak karar vermiş olması, düşünüp planladığı suçu işlemeden önce makul bir süre geçmesine ve ulaştığı ruhi sükûnete rağmen bu kararından vazgeçmeyip sebat ve ısrarla fiilini icraya başlaması ve gerçekleştirmeyi planladığı fiili, belirlenmiş kurgu dâhilinde icra etmesi gerekmektedir. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 16.04.2013 tarihli ve 2013/3 Esas, 2013/144 Karar sayılı kararı, 26.06.2012 tarihli ve 2012/67 Esas, 2012/258 Karar sayılı kararı, 12.06.2012 tarihli ve 2012/560 Esas, 2012/227 Karar sayılı kararı, 25.01.2011 tarihli ve 2011/122 Esas, 2011/7 Karar sayılı kararı, 16.02.2010 tarihli ve 2010/251 Esas, 2010/25 Karar sayılı kararı, 02.02.2010 tarihli ve 2010/239 Esas, 2010/14 Karar sayılı kararı, 15.12.2009 tarihli ve 2009/200 Esas, 2009/290 Karar sayılı kararı, 03.10.2006 tarihli ve 2006/30 Esas, 2006/210 Karar sayılı kararı, 13.11.2001 tarihli ve 2001/239 Esas, 2001/247 Karar sayılı kararı ile 28.04.1998 tarihli ve 1998/117 Esas, 1998/155 Karar sayılı kararı da bu doğrultudadır.
5. Tasarlama hâlinde fail, anında karar verip fiili işlememekte, suç işleme kararı ile fiilin icrası arasında sükûnetle düşünebilmeye yetecek kadar bir süre geçmektedir. Fail bu süre içinde suçu işleyip işlememe konusunda düşünmekte ve suçu işlemekten vazgeçmemektedir. Failin suçu işlemekten vazgeçmesi ve fakat bir başka nedenle ve bir başka ani kararla fiili işlemesinde tasarlamadan söz edilemez. Suç işleme kararının hangi düzeydeki eylem için ve ne zaman alındığı ile eylemin şarta bağlı olmayan bu kararlılıktan ne kadar zaman geçtikten sonra işlendiği mevcut delillerle belirlenmeli, suç kararıyla eylem arasında geçen zaman dilimi içerisinde ruhi sükûnete ulaşılıp ulaşılamayacağı değerlendirme konusu yapılmalıdır.
6. Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; sanığın maktulü öldürme kararını önceden verdiğine, bu kararı verdikten sonra aradan soğukkanlılığa kavuşacak kadar makul bir süre geçmesine rağmen öldürme kararında sebat ettiğine ilişkin dava dosyasına yansıyan bir durumun bulunmadığı, sanığın savunmalarından olayın ani bir kastla geliştiği sonucuna varıldığı ve içinde bulunduğu ruh hâline dair herhangi bir delilin dava dosyasında bulunmadığı anlaşılmakla, Mahkemece sanığın eylemlerinin 5237 sayılı Kanun'un 81 inci maddesinin birinci fıkrası kapsamında kabul edilmesinde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
ii) Canavarca His veya Eziyet Çektirerek
1. 5237 sayılı Kanun’da kasten öldürme fiilinin, “Canavarca hisle veya eziyet çektirerek” gerçekleştirilmesi bu suçun nitelikli hâli olarak düzenlenmiş faildeki ahlaki kötülüğün yoğunluğu ve insani duygulardan yoksunluk, cezanın artırılmasını gerektirir hâl kabul edilmiştir. Eziyet çektirerek öldürme suçun bir işleniş şekli olduğu hâlde, canavarca hisle öldürme failin subjektif durumuyla ilgili bir husustur.
2. Madde metninde, canavarca his kavramının tanımına yer verilmemiş, madde gerekçesinde ise kişinin acıma hissi olmaksızın bir başkasını öldürmesi hâlinde canavarca hisle öldürmenin söz konusu olacağı, öldürmenin vahşi bir yöntemle gerçekleştirilmesinin, canavarca hisle öldürmenin arz ettiği özellik olduğu belirtilerek kişinin yakılarak, uyurken kulağının içine kızgın yağ dökülerek ya da vücudu parçalanarak öldürülmesi, canavarca hisle öldürmeye örnek olarak gösterilmiştir.
3. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun mehazını oluşturan 1889 tarihli İtalyan Ceza Kanunu'nun gerekçesinde, canavarca hisle ilgili olarak insanı ürküten bu yabanıl kötü yürekliliğin, kazanç hırsıyla değil, daha çok kan şehvetiyle suç işleyenlerde olduğu belirtilmiştir. (... Selçuk, Karşılaştırmalı Hukuk Açısından Canavarca His Sevkiyle Adam Öldürme, Yargıtay Dergisi, Ekim-1988, s.468.)
4. Alman Ceza Kanunu’nun 211 inci maddesinin ikinci fıkrasında kasten öldürme suçunun nitelikli hâli olarak sayılan "zevk için öldürme" ise insan yaşamının yok edilmesine yönelik gayritabii memnuniyet, zevk ile öldürme olarak tanımlanmaktadır. (..., Kasten Öldürme Suçları, 2007, s.230.)
5. Öğretide, canavarca hisle öldürme, "Bir insan yaşamının ortadan kaldırılmasından duyulan zevki tatmin etmek için öldürme" (Veli Özer Özbek, Mehmet Nihat Kanbur, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 4. Baskı, 2012, s.120.); "Kana susamışlık ve olağan dışı vahşi ve insafsız bir zihniyetin hâkimiyeti altında öldürme" (..., Kasten Öldürme Suçları, 2007, s.230.); "Öldürmekten haz duymak, acı vererek öldürmekten zevk alma için öldürme" (Zeki Hafızoğulları, Muharrem Özen, Kişilere Karşı Suçlar, 4. Baskı, 2014, s.48.); "Acıma duygusu olmaksızın öldürme" (..., Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, 3. Baskı, 2016, s. 46.); "İnsanın hayvanlığını, vahşiyane hissini ve kan dökme istidadını gösterir şekilde öldürme" (Majno, Ceza Kanunu Şerhi, ...-1980, Cilt 3, s.231.); "Acıma, merhamet duygusu olmaksızın, mağduru fiziksel veya ruhsal acı yaşatarak, vahşice bir yöntemle öldürme" (Mahmut Koca, İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2. Baskı, 2015 s.58.) şeklinde tanımlanmaya çalışılmıştır.
6. Manzini'ye göre failin kasten öldürme eylemi ile onu bu eyleme iten neden arasındaki ölçüsüzlük-oransızlık, eylemin canavarca işlendiğini ortaya koyan en nesnel ölçüttür. (Manzini’ye atfen ... Selçuk, agm. s.469.)
7. Çeşitli yargısal kararlarda da vurgulandığı üzere, sırf öldürmüş olmak için öldürmek, ölenin acı çekmesinden zevk duymak için öldürmek, silahı denemek maksadıyla öldürmek gibi hâller sadist bir duygu ve düşüncenin eyleme egemen olması bakımından “canavarca his ile” öldürmeye örnek oluştururlar. Benzer biçimde belli toplumsal sınıflara ya da farklı inanç veya mezhep gruplarına duyduğu hınç nedeniyle öldürme, canavarca his sevki ile öldürme suçunu oluşturur.
8. Bu açıklamalar ışığında sanığın, sırf öldürmek için öldürme ya da zevk için öldürme dürtüsüyle hareket ettiğine dair dava dosyasına yansıyan herhangi bir delilin bulunmadığı anlaşılmakla, Mahkemece sanığın eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 81 inci maddesinin birinci fıkrası kapsamında kabul edilmesinde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
iii) Beden ve Ruh Bakımından Kendini Savunamayacak Durumda Bulunan Bulunan Kişiye Karşı
Yargıtayın denetim işlevini yerine getirebilmesi için temyiz incelemesine konu hükmün gerekçe bölümünde, iddia ve savunmada ileri sürülen görüşlerin belirtilmesi, mevcut delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterilmesi ve ulaşılan kanaatin, suç oluşturduğu sabit görülen fiilin ve bunun nitelendirmesinin belirtilmesi, delillerle sonuç arasında bağ kurulması ve bu şekilde cezanın şahsîleştirilmesi gerekirken, sanığın eylemini uyku halinde olan maktule karşı gerçekleştirip gerçekleştirmediği hususunun denetime imkan verecek şekilde tartışılıp, ulaşılan vicdani kanaat tutanaklara yansıtıldıktan sonra sanık hakkında hüküm kurulması gerekliliği gözetilmeden, gerekçeden yoksun olarak yazılı şekilde hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.
Kabul ve uygulamaya göre;
Sanığın maktule yönelik eylemini uyumakta olan maktule karşı gerçekleştiği şekildeki kabule rağmen, sanık hakkında 5237 sayılı Kanunu’nun 82 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ile hüküm kurulması yerine, aynı Kanunu’nun 81 inci maddesinin birinci fıkrası gereğince hüküm kurularak gerekçe ile hüküm arasında çelişkiye düşülmesi hukuka aykırı bulunmuştur.
2) Takdiri İndirim Sebebi
5237 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca takdiri indirim sebebi uygulanması Mahkemenin takdirinde olup Mahkemece, sabıkasız sanık lehine, hükmolunan cezanın geleceği üzerindeki olası etkileri şeklindeki yerinde, yeterli ve kanunî gerekçeyle takdiri indirim sebebi uygulandığı belirlendiğinden, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
B. Sanık ve Müdafinin Temyiz Sebepleri Yönünden
1. Eksik İnceleme Temyiz Sebebi Yönünden
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, sanığın üzerine atılı suçlamayı ikrar ettiği, maktul hakkında tanzim olunan otopsi, sanık hakkında düzenlen adlî ve cezai sorumluğa ilişkin raporlar karşısında sanığın eyleminin sübuta erdiğinin kabulü ile sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmasında bir isabetsizlik görülmediğinden, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
2. Akıl Hastalığı Yönünden
Sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 32 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları kapsamında
Adlî Tıp Kurumu Gözlem İhtisas Dairesi tarafından tanzim olunan 22.09.2021 tarihli raporunda "....Sonuç ve Karar: ...'ın 20/09/2021 giriş ve 22/09/2021 çıkış tarihleri arasında yapılan muayenesi, müşahedesi, tetkikleri ve adlî dosyanın incelenmesi neticesinde; Kendisinde ceza sorumluluğunu etkileyecek veya ortadan kaldıracak mahiyet ve derecede herhangi bir akıl hastalığı veya akıl zayıflığı tespit edilmediği. Dava dosyasının tetkikinden de suç tarihinde suçunu takip eden günlerde de herhangi bir akli arıza içinde olduğuna delalet edecek tıbbî bulgu ve belgeye rastlanmadığı; Bu duruma göre ...., oğlu, 1968 doğumlu, ...'ın 23/09/2020 tarihinde sanığı bulunduğu Kasten Öldürme suçuna karşı ceza sorumluluğunun tam olduğu” ve yine Adlî Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulu tarafından tanzim olunan 22.10.2021 tarihli raporunda; "..cezai sorumluluğunu müessir ve kişide şuur ve harekât serbestisini ortadan kaldıracak veya azaltacak mahiyet ve derecede herhangi bir akıl hastalığı ve zekâ geriliği saptanmadığı, adlî dosya tetkikinde sanığın mezkûr suçu işlediği sırada fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını idrak etme ve bu fiil ile ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğini ortadan kaldıracak veya azaltacak boyutta bir akli arızanın içinde olduğuna delalet edecek herhangi bir tıbbî bulgu ve belgeye de rastlanmadığı, bu duruma göre ...’ın 24/09/2020 tarihinde sanığı bulunduğu suça karşı cezai sorumluluğunun tam olduğu oy birliği ile mütalaa olunur." tespitlerinde bulunulduğu, anılan raporların sanığın cezai ehliyetine dair yeterli olduğu anlaşılmakla hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
3. Meşru Savunma Yönünden
1. Sanık müdafiinin meşru savunmaya yönelen temyiz sebepleri yönünden öncelikle, 5237 sayılı Kanun’un 25 inci maddesinin birinci fıkrası kapsamında yer verilen meşru savunma müessesesinin sınırlarının belirlenmesi gerekmektedir.
2. Meşru savunma, 5237 sayılı Kanun’un 25 inci maddesinin birinci fıkrasında;
“Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.”
Şeklinde bir hukuka uygunluk nedeni olarak düzenlenmiştir.
3. Bahse konu hüküm gereği meşru savunma kurumunun uygulanabilirliği için saldırının, korunmaya değer nitelikteki herhangi bir hakka yönelmiş olması yeterlidir. (5237 sayılı Kanun’un 25 inci maddesinin gerekçesi: “Bir kere her türlü hakka yönelik haksız bir saldırıya karşı meşru savunmanın söz konusu olduğu belirtilmiş ve böylece kurumun, bazen anlamsız ve sosyal gereklere aykırı düşecek derecede dar tutulmasının önüne geçilmesi istenilmiştir. ... Ayrıca, şu husus da belirtilmelidir ki, kişileri suç işlemekten caydıracak en etkin araçlardan birisi, suç işlediklerinde karşılık görebilecekleri endişesi olduğundan, meşru savunma hakkının böylece genişletilmesi, kriminolojik yönden caydırıcı etki de yapabilecektir.” açıklamalarına yer verilmiştir.)
4. Öğretide; “Bir kimsenin, kendisini veya başkasını hedef alan bir tecavüz, saldırı karşısında, savunma amacına matuf olarak ve bu saldırıyı defedecek ölçüde kuvvet kullanması” (İzzet Özgenç, Türk
Ceza Kanunu .....; Şerhi, 3. Bası, ..., 2006, s.364.); “Bir kimsenin kendisine veya başkasına yöneltilen ağır ve haksız bir saldırıyı uzaklaştırmak amacıyla gösterdiği zorunlu tepki” (Kayıhan İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 2014, s.307.); “Kişilerin saldırıya karşı verdikleri kendini veya diğer bir insanı koruma içgüdüsünden kaynaklanan doğal tepkinin hukuken meşru görülmesi” (... ..., Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, 2. Bası, ..., 2014, s.697.) şeklinde ve 765 sayılı Kanun’un yürürlükte olduğu dönemde Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında; “Bir kimsenin ağır ve haksız bir tecavüzü kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak amacı ile gösterdiği zorunlu tepki” olarak tanımlanan meşru savunma; bir kimsenin, gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakkı hedef alan, gerçekleşen ya da gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, saldırı ile eş zamanlı olarak hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde, kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak mecburiyetiyle saldırıda bulunan kişiye karşı işlediği ve hukuk düzenince meşru kabul edilen fiillerdir.
5. Gerek öğretide gerekse yargısal kararlarda vurgulandığı üzere 5237 sayılı Kanun’un 25 inci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
a) Saldırıya ilişkin şartlar:
i) Bir saldırı bulunmalıdır.
ii) Bu saldırı haksız olmalıdır.
iii) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur.
iv) Saldırı ile savunma eş zamanlı bulunmalıdır.
b) Savunmaya ilişkin şartlar:
i) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkânının bulunmamasıdır.
ii) Savunma saldırana karşı olmalıdır.
iii) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır.
6. Olayın meşru savunma içerisinde gerçekleşip gerçekleşmediğini anlamak için saldırıya ilişkin şartların yanında savunmaya ilişkin de şartların oluşması gerekmektedir. Savunmada zorunluluk bulunsa da savunmanın saldın ile orantılı olması gerekir. Bu orantılılık belirlenirken saldınnın yer ve zamanı, saldıran kişinin o anki durumu savunmada bulunan buna uygun bir tepki verip vermediği değerlendirilmelidir.
7. Bu açıklamalar kapsamında somut olay irdelendiğinde; sanık hakkında tanzim olunan olay tarihli adlî muayene raporundan sanıkda darp ve cebir izinin bulunmadığının ve ayrıca sanık savunmalarından da 5237 sayılı Kanun'un 25 inci maddesinin birinci fıkrasında meşru savunma için aranan, "... gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırı ..." koşulunun oluşmadığı anlaşıldığından, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
3. Haksız Tahrik Yönünden
Sanığın soruşturmadaki ilk ifadesinde, olay günü maktulün küfürler ederek üzerine yürümesi üzerine eylemini gerçekleştirdiğini, kovuşturma aşamasındaki savunmasında ise olay günü maktulün balkona üstü çıplak bir vaziyette çıkmasından dolayı tartıştıklarını, kardeşi olan katılan ...'nin eve taşınmadan önce kızı İrem'in, babası ve maktul tarafından tacize uğradığını kendisine söylediğini, kendisinin de olay günü bunu maktule sorduğunda maktulün de küfürler ederek üzerine yürümesi üzerine eylemini gerçekleştirdiğini beyan etmişse de; Mahkemece bu hususun tartışıldığı ve "... kovuşturma aşamasındaki savunmasında olayın başlangıcına yönelik ilk aşamadaki savunmaları ile esaslı şekilde çelişkili ve farklı anlatımlarda bulunduğu, sanığın doktor raporlarında her hangi bir yaralanmasını gösterir bir tespitin de yer almadığı, olay yeri inceleme raporuna göre de, maktulün koltukta uzanmış bir biçimde bulunduğu, herhangi bir sürükleme izininin olduğunu gösterir olay yeri inceleme ekibinin bir tespitinin yer almadığı, yine maktulün otopsi raporu incelendiğinde her iki kaş ortasında, sağ göz altında, burun sırtında, üst dudak sağ kenarda en büyüğü 2.5 cmlik, en küçüğü 0.5 cmlik olmak üzere dokuz adet yaralanma (laserasyon) tespit edildiği, maktulün kanında alkolün veya herhangi bir uyuşturucu veya uyarıcı maddenin bulunmadığına yönelik tespitin olduğu, tüm bu hususlar birlikte dikkate alındığında; sanığın, haksız tahrik kapsamında kalabilecek savunmalarının, aşamalarda esaslı noktalarda çelişkili olduğu ve bu itibarla; cezanın azaltılmasına yönelik olarak değerlendirilmiş ve bu nedenle mahkememizce kabule değer görülmemiş, bu nedenlerle sanık hakkında tck 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümleri uygulanmamıştır" şeklindeki yerinde, yeterli ve kanunî gerekçelerle ile haksız tahrik hükmünün uygulanmamasına karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde yer alan (A-1-a-iii) paragrafında açıklanan nedenlerle katılan ... vekilinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 01.04.2022 tarihli ve 2022/246 Esas, 2022/439 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca Bakırköy 15. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
07.02.2023 tarihinde karar verildi.
Antalya Ağır Ceza Avukatı Hilmi Burak GÜLÇEK bu tür davalarla ilgili danışmanlık hizmeti vermektedir.
Antalya Gülçek Hukuk Bürosu ile iletişime geçerek bizlerden ağır ceza davaları ile ilgili bilgi alabilirsiniz.